BURSA ve Tarihi.

BURSA ve Tarihi.

BURSA'NIN TARİHİ

Uygarlıklar beşiği Anadolu'nun cennet köşelerinden Bursa ve çevresi, çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuştur. Bölgede eski yerleşim alanlarının yarattığı uygarlıkların günümüzden 7 bin yıl önceine gittiği, Ilıpınar Höyüğü kazılarında ortaya çıkmıştır. Höyükte yapılanazı kazılar sonucunda, MÖ. 5200 yıl öncesine dek inen bir yerleşim alanı bulunmuştur.

Bursa'nın 7 km. Uzaklıkta Demirtaş nahiyesinde 2,5 km. 90 metre. Çevresi 5 m. Yüksekliği olan "Demirtaş Höyüğü" yer almaktadır. Bu höyükte elde elde, az miktarda da çarkta yapılmış kâse, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunur. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup MÖ. 2500'lü yıllara tarihlenir.

Kentin 14 km batısında, Çayırköyü’nün 1 km güneybatısındaki “Çayırköy Höyüğü’nün” boyutları da Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı, kahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok azı ise çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu MÖ. 2700 yılına aittir.

MÖ. 3. yüzyılda Bithynialılar ve Prusiaslılar tarafından kurulan kentin ilk adı "Prusa" idi. Yazılı kaynaklarda "Bitinya" olarak da Bursa ve çevresinin en eski yerleşimleri İznik Gölü çevresindedir. Sadece İznik Gölü havasında, önemli ölçüde höyük bulunmuştur. Bunlardan Orhangazi boyunca Ilıpınar ve onun 750 m. Kadar doğusundaki Hacılartepe Höyüğü, Orhangazi-İznik yolunun Yeniköy altı mevkiinde Tepecik Höyüğü, İznik Gölü'nün kesilirse Körüstan, Üyücek Tepe, Höyücek ve Karadin höyükleri bulunur.

İnegöl kent merkezinde, Cumatepe höyüğü ile Doğutepe Akhisar höyükleriyle Yenişehir Babasultan Höyüğü tarih öncesi deville ait yerleşimleri işaret etmektedir. Demirtaş Köyü Höyüğü ile M. Kemalpaşa'nın Dorak Köyü ile Tahtalı Köyü'ndeki kalıntılar, Bursa'da en az beş bin yıllık önemli bir uygarlık alanı oluyor.

Prusa (Bursa) 'nın kuruluşu

Bursa bölgesi, MÖ. 4. yüzyılda Bithynia devleti kuruladı dek çeşitli kolonilerin ve ülkelerin egemenliğinde yaşıyor. Ünlü Herodot Tarihi'ne göre, o tarihte Bursa ve çevresinde var olan tek şehir Cius / Gemlik'tir. Cius kentinin kuruluşu MÖ. 12. yüzyıla kadar uzanır. Apamea / Mudanya kentinin ise, MÖ. 10. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Uluabat Gölü'nün üzerinde bir adada bulunan Apollonia / Gölyazı'nın ise, MÖ. 6. yüzyıldan daha önce kurulduğu sanılmaktadır.

Krezus'u / Kroisos (MÖ. 561-546) Döneminde Lidyalıların egemenliğine giren Bursa bölgesi DAHA SONRA, Pers / İran egemenliğiyle tanışmıştı. Bursa bölgesi, bu savaşlar sırasında çok tahrip oldu. Dedalses, İranlara karşı savaşarak Bursa bölgesinden bir Bithynia Devleti kurdu. Dedalses'in oğlu Botiras Bas / byas (MÖ. 378-328) Bithynia krallığının ilk kralı sayılmaktadır oğlu ONUN ettik.

MÖ. 2. Yüzyılda M.Kemalpaşa yakınlarındaki Melde Tepesi'nde antik Miletopolis, 356 Yılında Orhangazi'de Basilinopolis, Sölöz köyünde Pythopolis, Yenişehir'de Otroia, Orhaneli'de Adriani, Karacabey'de Kremastis, Eşkel'de Daskylium, Çekirge'de Plai, Kurşunlu'da Brillos, İznik'te Nicaea antik kentleri kurulmuştu.

Bursa'nın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi Bithynia kralı'ait I. prusias (MÖ. 232-192) Döneminde gerçekleşmişti. Kartaca kralı Hannibal, Roma imparatoru ile yapılmış savaşı kaybedince, askerleriyle birlikte I. Prusias'a sığınmış. Hannibal, I. Prusias tarafından büyük itibar görmesi üzerine, onuruna Bursa kentini kurmuş. Kente bu ned Prusa adı verilmiştir. M.Ö. 2500 - 2700 yıllarını gösterir.

Antik kaynaklarca Bugünkü Bursa'nın kurucusu Olarak Bilinen I. Prusias'ın imparatorluğu zamanında Uludağ Bursa'sı (Prusa ad Olympium) Adını alan şehirden o döneme ait mermerden Bir Kadın heykeli ostotek bulunmuştur ettik.

İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia'da (Çekirge'de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında tonozlu odalarında bulunabilir. Hisar içinde, Yer Kapı'da buluntuktan önce Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane'de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunur.

Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia'ya (İznik) bağlı bir tekfurluk olarak hayatını sürdürdü.

MÖ. 74 yılında Roma'ya bağlanan Bithynia krallığı, uzun yıllar Roma egemenliğinde kaldı. Önce Romalıların ardından da Bizanslıların bir çeşit iltihaplanması Bursa ve civarı Osmanlı Beyliği döneminde dahi yabancı kaynaklarca Bithynia Beyliği veya Krallığı olarak anılmıştır.

Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğerlerine göre büyük gelişmeler göstermiş, birçok mimari yapı ile süslenmiş; Devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuştur. I. Murad zamanından başlayarak Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazid'in yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I. Mehmed (Çelebi) döneminde II. Murad zamanında tamamlanmış Yeşil Külliye Bursa'nın mekânsal gelişimini etkileyen ve bugün ayakta duran büyük komplekslerdir.

Bursa kimin şehri?

Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağ'ın güneyi ile batısı Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa'da yaşayan Bithynialılar, Thrak'ın kökenliydi. Asya'ya taşındığınızda, çok farklı halklar da bölgeye yerleşmişti.

Bithyn'lerden önce bölgede Bebryk'ler oturmuştu. Sonra da Mysi'ler gelmişti. Bithyn'ler, Thrak'ın ve onların zamanında Asya Thrak'larının birleşimi. Thrakça olduğu için dillerin kullandıkları belgelerden anlaşılıyor. Ancak, Yunan kolonilerinin etkisi ile Bithynia halkı yavaş yavaş Yunanlaşmıştı. Bithyn'lerden önce, bölgede Bebryk, doğuda ise Mygdon dili konuşuluyordu. Batıda Mysia dili konuşulmaktaydı.

Bizanslıların 12. yüzyılda Bursa ve civarına çok fazla Sırp ve Bulgar'ı iskân ettiği bilinmektedir. Osmanlılar bu bölgeye geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan oluştu, Ortodoks Hıristiyanlar bulmuştu.

Ayrıca Osmanlılar Bursa'yı aldıklarında sadece şehrin hisar içinden ibaretti de ifade etmek gerekir. Orhan Gazi şehri dışarıyı çıkararak, surlar dışına bugünkü Bursa'nın çekirdeğini yaratan yeni bir şehir kurmuştur. Okul, hastane, köprü, aşevler, kervansaraylar, hamamlar gibi kamu yapıları inşa edilmiş ve bittiğinde çevrelerinde konut alanları yaralanılarak bir yerleşme geleneği başlatılmak suretiyle bugünkü "Yeşil Bursa" nın temelleri atılmıştır.

Türklerin Bursa bölgesine gelişi

Müslümanlar ilk kez, Abbasiler (Harun Reşid) döneminde Bursa’ya kadar gelmişti. 955 yılında ise Halep’teki Hamedanlılar, Bursa’yı ele geçirip 23 yıl boyunca Bursa’ya egemen olmuşlardır. Türklerin Bursa bölgesine ilk kez 1081 yılından sonra geldikleri görülüyor. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapmıştı. 1097 yılında ise bölge, Haçlı Savaşları’na sahne oldu. İznik Haçlıların eline geçti. Alexias Kommenos’un döneminde (1097) düzenlenen bir seferle Türkler, ilk kez Bursa’yı ele geçirmişti. Bu savaşlar sırasında İstanbul’da Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İznik oldu. 1204 yılında Theodor Laskaris’in kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürdü.

Latinler İstanbul'u işgal ettikleri zaman Bizans prensleri bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle işbirliği yaparak Bursa'yı ele geçirdiler. 1214 yılına kadar Rumların elinde kalan Bursa, Müslümanlara karşı direnişte halkın gösterdiği isteksizlik nedeniyle imparator II. Andronikos'un gazabına uğradı. Halkın büyük bölümünde malları yağma edilerek içitler bazılarına sürgün ve idam cezası verildi. II. Andronikos, Latinleri yenerek imparatorluğu tanımlayabilmek için sağlayıncaya kadar Bursa'yı bu enhet yöntemi ile elde tutabildi.

Beylik'ten devlet'e (Osman Gazi Devri 1299-1324)

Osmanlı Devleti'nin kurucusu ve ilk sultanı Osman Bey, Ertuğrul Gazi'nin oğludur. Osmanlı'nın diğer beyliklere göre Hıristiyan araziye komşu olması çok önemli bir avantaj sağlamış, onları kısa sürede büyük imparatorluk durumuna getirmiştir.

Osmanlı Beyinde Osmanlı Devleti'nin büyük çoğunluğu katkıda gören Osmanlı Bey, bu nedenle Bursa ve çevresindeki birçok araziyi dervişlere verdi. Şeyh Edebali'nin kızını aldı ve kendini yerden aldı. Bizans topraklarında yaptıkları savaşlarla zenginleşmekte Osman Bey; Karacahisar, Yarhisar, İnegöl'ü aldı. 1302 yılında Yenişehir'i devletin merkezi yaptı. İznik ve Bursa'yı ancak alamadan hayatatık yitirdi kuşattı. Tophane'deki Vasity gereği Gümüşlü Kubbe'ye (Saint Elia Manastırı) gömüldü. Ölümünde özel mülkü olarak çok az malı çıkmıştı.

Bursa'nın fethi

Osman Bey 1308 yılında Bizans tekfurlarının birleşmiş ordularını Dimboz / Erdoğan köyü yakınlarında perişan edince, Bursa önlerine gelmişti. Bu tarihe kadar Bursa'yı kuşatarak gözlemlemek için Kükürtlü Hamamı karşısında, Ak Timur'u komutasında, diğeri eski Mollaarap Okulu yerinde, Balaban Bey komutasında iki kule yaptırmıştı. Bursa'nın arkasında güvenlik altına almak için 1325 yılında Orhaneli Kalesi fethedilince tekfur çaresiz kaldı. 6 Nisan

Bursa'dan Ordan Bey'e teslim olmaktan 1326 yol kat edildi. Yani Bursa, bir bakıma kılıçla değil, "vire" olarak anılana teslim yoluyla Türklerin eline geçmiş oldu.

O dönemlerin üst ve tüfek olmadığından kaleleri düşürmek için kullanılmış en önemli savaş taktığım kaleler kuleler vasıtasıyla gözetim altına tutarak giriş ve çıkışı engellemekti. Böylece kale halkını açarak, suyunu keserek kentler kan dökmeden ele geçiriliyordu. Bursa'nın ele geçirilmesinde de "vire" denilen bu metot uygulanmış, aç ve susuz kalan halk tekfura karşı ayaklanmış ve şehir kan dökülmeden Osmanlılara teslim edilmişti.

Bursa'da bir imparatorluk doğuyor (Orhan Gazi Devri 1324-1360)

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in oğlu ve devletin ikinci sultanı Orhan Bey, 1320 yılında babasının vekili oldu. 1321 yılında Mudanya'yı, 6 Nisan 1326 tarihinde ise Bursa'yı fethederek çıkararak 1324 yılında tahta geçti. Bizans ordularını 1329 yılında İstanbul'da Pelekanon'da yendi. 1331 yılında İznik'i teslim alan Orhan Gazi Osmanlıların başkentini 5 yıl süre ile İznik'e taşıdı.

1353'te Bizans'taki iç karışıklıklardan faydalanan Orhan Gazi, Gelibolu'da Çimpe kalesini aldı. Tekirdağ'ı Marmara kıyılarına kıyılaştırmak için Gelibolu'ya ele geçirdi. Ilk yasal düzenlemeleri yaptı. Orduyu düzenledi. Vergi yasaları getirdi. Ilk kez kendi adına para bastırdı. Bilecik tekfurunun kızı Nilüfer Hatun ile Asporca ve Bizans İmparatoriçesi Thedora'yı eş olarak alan Orhan Gazi, kentte hızlı bir imar çalışmasıyla başkalarına taşan kemik çekirdeği oluşturan cami, hamam, köprü, çeşme, darphane, medrese gibi birçok anıtsal eseri yaptırdı.

Orhan Gazi 1360 yılında yaşamını yitirdi. O da Tophane'ye, babasının yanına gömüldü.

İlk şehit sultanı: Murat Hüdavendigâr (1360-1389)

Orhan Bey’in oğlu olan I. Murat, Lala Şahin Paşa’nın yanında yönetim ve savaş dersleri aldı. 1340 yılında Bursa Sancakbeyi; ağabeyi Süleyman Paşa’nın 1359 yılında vefatıyla da Rumeli ordusunun kumandanı oldu. 1360 yılında tahta geçti. 1362 yılında Edirne’yi fethederek devlet merkezini buraya taşıdı. 1364 yılında, Balkanlar’daki Haçlı ordusuyla yaptığı Sırp Sındığı Savaşı’nı kazanarak büyük ün saldı. Osmanlı akıncıları Adriyatik denizine dayandı. 1389 yılında, I. Kosova Savaşı sonrasında şehit edilerek yaşamını yitirdi. Bu nedenle Gazi Hüdavendigâr lakabıyla anılmıştır. Mezarı Çekirge’de, adını taşıyan türbesindedir.

Bu dönemde tımar teşkilatı geliştirildi. Yaya, müsellem ve yeniçerilere ilaveten kapıkulu askerinden maaşlı süvari ocağı kuruldu. Çekirge'deki külliyesinde medreseli ilginç bir cami ile hamam ve türbesi vardır. Ayrıca Hisar'daki Şahadet Camii ile bugün Hisar'daki garnizonun bulunduğu yerdeki sarayı da Sultan I. Murat yaptırmıştır.

Yıldırım gibi bir sultan: I. Bayezid (1360-1403)

Sultan I. Murat ile Gülçiçek Hatun'un oğlu olan Yıldırım Bayezid 1389 yılında sultan oldu. Anadolu'daki birçok beyliğin Osmanlı'nın eline geçmesini sağladı. Rumeli'de 1396 yılında Haçlılar ile Niğbolu Savaşı'nı yaptı ve kazandı. Arkalarına Timur'u alan Anadolu beylikleri sultana kafa tutunca Bayezid, Anadolu beyliklerini kışkırtan Timur ile 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara'ya yapılan mücadele kaybetti. Bayezid'in bu savaşta Timur'a tutsak olmaması için kendi kendine zehirleyerek inandırmak. (1403)

"Yıldırım" lakabını alan Bayezid, Bursa'da çok yönlü güzel yapı yaptırarak Bursa'nın, devrinin en görkemli kenti gelmesini sağladı. Bursa'da Ulucami ile, Yıldırım semtindeki külliyesi içinde cami, hastane ve hamam ile medrese yaptırmıştır. Ancak onun Bursa'daki en önemli yapıtı Darüşşifa'dır. Osmanlı Devleti'nin ilk hastanesidir. Bugünkü Bursa Çarşısı'nın Bedesten'i de Yıldırım Bayezid'i kurdu. Türbesi, Yıldırım Külliyesi'ndedir.

Karanlığın yüzü: Fetret Dönemi (1402-1413)

Bursa, Osmanlı döneminde mâmur bir başkent olarak gelişirken, Anadolu beyliklerinin alana desteğini Timur karşısında Osmanlı'nın yenilgiye uğraması sonucu Timur'un askerleri tarafından kısmen Ulucami ile birlikte alındı. Bundan sonra Bursa, bir zaman, Yıldırım Bayezid'in oğulları arasında el değiştirip durmuştur.

Ankara Savaşı'nın ardından Yıldırım'ın İsa Çelebi'nin oğullarından bazılarına paşalarla başlayan Bursa'ya gelip tahta oturmasıyla başlayan şehitler arasında başlayan kanlı çatışmalar, Çelebi Mehmet'in 1413 yılında oğlu bulmuştur.

Devleti ikinci kez kuran sultan: Çelebi Mehmet (1413-1421)

Sultan I. Bayezid ile Devlet Hatun'un oğlu olan Çelebi Mehmet, Osmanlı padişahlarının beşinci ve Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusudur. Çelebi Mehmet, Ankara savaşından (1402) sonra parçalanmış Osmanlı topraklarını tekrar birleştirmek için birleştirmek için kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi ile mücadele etti. Böylece Osmanlı Devleti'ni karşılaştıracağız, büyük bayramdan kurtararak devletin birliğini kullandım Çelebi Sultan Mehmet, onun şeyden önce elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.

Şeyh Bedreddin isyanını bastıran Çelebi Mehmet, 26 Mayıs 1421 tarihinde Bursa'da hayatını yitirdi. Yeşil semtinde bulunan eşsiz güzellikteki Yeşil Türbe'ye defnedildi. Çelebi Mehmet sağlığında, türbenin bulunduğu mekana in medrese, cami ve imaret bulunan "Külliye" yi inşa etmişti. Çelebi Mehmet Edirne'de bir cami bedesten divan şairi, Amasya'da da oğlu Kasım için bir türbe yaptırmıştır.

Dervişane bir sultan: II. Murat (1421-1451)

Çelebi Mehmet ile Emine Hatun'un oğludur. 1415 yılında Amasya Sancakbeyi oldu. 1420 yılında Börklüce Mustafa ile Anadolu beyliklerinden Germiyanoğulları, Ramazanoğulları ve Menteşoğulları'nın isyanlarını bastırdı.

1430 yılına Venedikliler'den Selanik kalesini aldı. 1444'te Varna, 1448'de II. Kosova Savaşı'nda kazandırma başarılarla Balkanlar'da devletin sınırlarını genişletti.

Karacabey'de devlet yöneticilerinin huzurunda saltanattan vazgeçtiğini ilan etti. Bir süre Karacabey'de inzivaya çekildi. Daha sonra Çandarlı Halil'in baskısı ile tekrar tahta geçmek인 kaldı. 47 yaşında iken 3 Şubat 1451 günü yaşamını yitirince, Muradiye'deki türbesine gömüldü. Vasiyeti üzerine türbesinin üstü açık, kumukası üzerinde de toprak vardır.

Sultan II. Murat'ın Murttiye semtinde yaptırdığı külliyesinde; Cami, hamam, medrese ve imaret bulunup tümü günümüze gelebilmiştir. Sultan Murat, duygusal ve şair yönü olan bir kişi olup ayna'da divan şairi, müzisyen ve hattattır.

Manevi Başkent Bursa

Fatih (1451-1481), İstanbul'u aldıktan sonra Bursa'ya ikinci plana itâyettik. Bu nedenle Bursa, hep2 ya da manevi başkent oldu. Örneğin Fatih vefat edip II. Bayezid padişah olunca (1481-1512), kardeşi Cem de 1481 yılında Bursa'ya gelip padişahlığını ilan etmişti. Bahtsız Şehzade Cem, Bursa'da 18 gün süren padişahlık yaptı, burada kendi adına para bastırdı. Sonradan bu durum, Bursalıların Sultan tarafından cezalandırılmasına neden oldu. II. Bayezid, 1512'de Bursa'ya girince, Yeniçeriler şehri yağma etmek istedi, yağma son anda önlendi.

Yavuz Selim padişah olunca da, bu kez kardeşi Korkut aynı şeyi yaparak Bursa'da padişah olmak istedi. Ancak Bursa'daki Korkut'un saray-ı âmire'den tüfekleri almak istemesine Bursalılar engeli oldu. Daha sonradan Şehzade Ahmet de, Bursa'yı hükmetmek istemiş, ancak başaramamıştı.

Zor yıllar: İşgalden kurtuluşa Bursa

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. 1920 yılında Yunanlılar önce İzmir ve çevresindeki adım 2 Temmuz 1920 tarihinde Mustafakemalpaşa ve Karacabey'i işgal ettiler. 6 Temmuz'da Gemlik İngilizler tarafından işgal edildi.

Bursa'da, Osmanlı döneminden sonra büyük acı Yunan işgali ile yaşandı. Ankara'daki TBMM kürsüsü üzerine, Bursa'ya düşman işgalinden kurtuluncaya kadar kalmak için siyah bir örtü örtüldü.

O zor yıllarda Bursa'da yaşayanların neredeyse üçte biri için gayrimüslim olan için bazı Bursalılar silahını alıp dağlara çıkmıştı. Kentte kalanlar ise, Kuvvay-ı Milliye için istihbarat çalışmaları yapmıştı. Yunanlıların Osman Gazi türbesine hakarette bulunursa Bursalıların işgalcilere karşı daha da kinlenağısı sebep oldu. Bursa, 2 yıl, 2 ay 2 gün işgalden sonra 11 Eylül 1922 günü kurtarıldı. Yunan askerlerinin yeri çekilmesinde, Türk ordusunun olduğu kadar, silahlı milislerin de katkısı büyük olmuştur.

Çağdaş Bursa'nın karşılaştığı sorunlar

İşgal döneminde Bursa halkı çok zor yıllar yaşadı. Özellikle köylerde çok sayıda insan ölmüş, birçok köy de yakılmıştı. İşgal yıllarında Bursa'da da çok mahalle yakılmış, yıkılmıştı. Cumhuriyet sonrasında; Bursa nüfusunun nereden alındığı, gayrimüslimlerin kenti terk etmesiyle yeni, farklı bir bunalım yaşandı. Giden gayrimüslimlerin yerine gelen "Mübadele göçmenleri" onu şeye yeniden başlamak zorundaydı. Zaten Bursa, 1880'li yıllardan beri bir göçmen akınına uğramıştı. Daha önce bünyesinde hazmedemeden, önce Balkanlar'dan gelen göçmenler, daha sonra mübadele ile Yunanistan'dan gelen göçmenler Bursa'yı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında büyük bir sosyal ve ekonomik sorunlar yumağı haline getirdi. Çünkü Bursa'yı terk eden gayrimüslimlerin çoğunu esnaf ve tüccar iken, Yerlerine gelen göçmenlerin hemen tamamının çiftçi olması gerekir daha da artırmıştı. Gelen göçmenlerin büyük bölümünde Türkçe dahi bilmeyip, faklı geleneksel ve kültürel taşımacılık, Cumhuriyet Bursa'sı için farklı ve ciddi sorunların ortaya çıkmasına sebep oldu. Ancak, Cumhuriyet yönetimi, kısa sürede Bursa'daki bu toplumsal ve kültürel sorunları aşmayı bildi.

Genç Cumhuriyet, birleşik Bursa'dan kısa sürede modern bir kent yaratmayı başardı. Yeniden ipek fabrikaları kuruldu, gerek kent merkezi, gerekse ilçe ve köylerinde

Büyük bir imar atılımı başladı. Cumhuriyet devrimlerine de sahip çıktı Bursa, çok kısa sürede büyük bir gelişme göstererek ülkenin dördüncü büyük kenti haline geldi.

http://www.bursa.com.tr/

 
 
 COĞRAFYA, İKLİM, NÜFUS

Bursa 40 derece boylam ve 28 – 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizi’nin güneydoğusunda yer alan, toplam il nüfusu 2009 Yılı Genel ADNKS Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 2. 249. 974 ile Türkiye’nin 4. büyük kentidir.

Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde Kocaeli, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.

Denizden yüksekliği 155 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizi’nin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ’ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.

İlin en sıcak ayları temmuz – eylül, en soğuk ayları ise şubat – marttır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm’dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.

İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.

Toplam yüzölçümü 10. 819 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17’sini ovalar oluşturmaktadır.

İl sınırları dahilinde Uluabat (1. 134 km2) ve İznik (298 km2) gölleri bulunmaktadır.

İlin önemli akarsuları; Mustafakemalpaşa Çayı, Uludağ’ın güney yamaçlarından doğan ve gene Uludağ’dan kaynaklanan birçok küçük dere ile beslenen Nilüfer Çayı, Göksu Çayı, Koca Dere, Kara Dere, Aksu Deresi’dir.

İlin sahip olduğu 135 km kıyı bandının 22 km’lik kısmı kullanıma uygun olup, diğer kısmı değerlendirilememektedir.

Bursa ili topraklarının yaklaşık % 35’ini dağlar kaplamaktadır. Dağlar genellikle doğu-batı yönünde uzanan sıradağlar şeklindedir. Bunlar; Orhangazi’nin batısından Gemlik Körfezi’nin batı ucunda bulunan Bozburun’a doğru uzanan Samanlı Dağları, Gemlik Körfezi’nin güney yüzünü kaplayan ve Bursa ovasını denizden ayıran Mudanya Dağları, İznik Gölü’nün güneyi, ile Bursa ovasının kuzey kesimleri arasında yer alan Katırlı Dağları, Mudanya Dağları’nın uzantısı olan Karadağ ve Marmara Bölgesi’nin en yüksek dağı olan Uludağ’dır (2. 543 m).

 
 ULAŞIM

ULAŞIM

Nasıl Gidilir?

Bursa, kara ve deniz ulaşımından en geniş şekilde yararlanabilen, hava ulaşımında gelişme potansiyeli olan bir ildir. İlin coğrafi ve tarihsel konumu, ülkenin önemli ve gelişmiş merkezlerine yakınlığı, ulaşım alternatiflerinin gelişmesini sağlamıştır. Şehirde yaz ve kış turizminin bir hayli gelişmiş olması, ulaşımdaki kalite ve konforun da artmasına neden olmuştur. Sanayi, ticaret ve tekstilde Türkiye’nin en önde gelen şehirleri arasında yer alan Bursa, ulaşımda da her geçen gün çağ atlayarak bu alanda Türkiye’nin öncü şehirlerinden olmuştur.

 

Bursa’da şehir içi ulaşım, alternatif güzergah ve araçlarla ilgili bilgi almak için http://ulasim.burulas.com.tr/ adresinden faydalanılabilir.

 

Karayolu : Bursa gerek aktif şehir yaşamı dolayısıyla şehiriçi, gerekse bir geçiş noktası olması sebebiyle şehirlerarası yoğun bir trafiğe sahiptir

Bursa Terminali il merkezine yaklaşık 10 km uzaklıktadır. Terminalden şehir merkezine 24 saat ulaşım imkanı bulunmaktadır. Bursa Terminali’nden Türkiye’nin her şehrine farklı saatlerde seferler bulunmaktadır.

https://www.burulas.com.tr/terminal-tarihi.aspx

Yeni Yalova Yolu 8. km  BURSA

Tel: (+90 224) 261 54 00   Faks: (+90 224) 261 54 20 /  Ulaşım Hattı: 0850 850 99 16

E-Posta: terminal@burulas.com.tr

 

Denizyolu : Marmara’nın kıyısında yer alan Bursa’ya hızlı feribot sefeleri ile kolayca ulaşım sağlanabilmektedir. Güzelyalı ve Mudanya iskelelerinde fetibot seferlerine uygun olarak toplu taşıma ile şehir merkezine seferler bulunmaktadır.

https://budo.burulas.com.tr/

Adres: Ömerbey Mahallesi, 16940 Mudanya/Bursa

Telefon: 444 9 916 / Ulaşım Hattı: 0850 850 99 16

 

Havayolu : Bursa, tıpkı kara yolu ve deniz yolunda olduğu gibi, hava yolunda da büyük bir gelişim sağlamıştır. Yenişehir Havalimanı’ndan Türkiye’nin her yerine ulaşım mevcut olmakla birlikte, BURULAŞ’a ait olan Deniz Uçağı ve Helitaksi’yle İstanbul’a çok kısa sürede ulaşım sağlanmaktadır.

http://www.yenisehir.dhmi.gov.tr

Adres: Yolören Mahallesi, Bursa Cd. No:50, 16900 Yenişehir/Bursa

Telefon: (+90-224) 781 81 81

Deniz uçağı: https://www.burulas.com.tr/denizucagi-biletislemleri.aspx

Helitaksi: https://www.burulas.com.tr/helitaksi-bilet-islemleri.aspx

 

OSMANLI DÖNEMİ 

tik sayımlar
Günümüzdeki Bursa İli sınırları içinde¬ki bölgede, nüfusun tarihsel gelişimini sağ¬lıklı olarak izleyebilmek olanaklı değildir. Osmanlı Devleti'nde çağdaş anlamda ilk nüfus sayımı 1321 H. (1903) yılında yaptı¬rılmıştır. Dolayısıyla daha önceki dönem¬lere ilişkin nüfus bilgileri, ancak çeşitli za¬manlarda düzenlenen "tahrir"lerden (ya¬zım) yaklaşık olarak elde edilebilmektedir.
Osmanlı Devleti'nde Fa¬tih Sultan Mehmet (salt. 1451 - 1481) ve Kanuni Sultan Sü¬leyman'ın (salt. 1520-1566) saltanat yıllarında yaptırılan "arazi tahriri" çalışmaları, bir tür gerçi nüfus sayımı niteli¬ğindedir. Ancak bu tahrirle¬rin sonuçlarına ilişkin somut ve ayrıntılı bilgilerden yok¬sun bulunmaktayız. Ahmet I (salt. 1603 - 1617) dönemin¬de, 1Ö08 yılında, nüfus sayı¬mı yapılması için bir ferman çıkarıldığı bilinmektedir. Ne var ki, elimizde bu sayımın sonuçları ile ilgili belgeler de yoktur.
İbrahim döneminde (salt. 1640 - 1648), Kemankeş Kara Mustafa Pa-şa'nın padişaha sunduğu bir lâyihada şöy¬le denilmekteydi:
"Talııir, memleketin yazımı demektir. Gayet lâzımdır. Otuz yılda bir kere tahrir-i memleket kanundur. Ama gayet Müslü¬man ve dindar adamlar tayin olunup, cüm¬le maksuda uygun bir tahrir lâzımdır."
Paşa'nın bu lâyihası gereğince "tahrir-i memleket" yapılıp yapılmadığı bilinmiyor.
Osmanlı'nın yenilikçi padişahlarından Mahmut II (salt. 1808 -1839), tam da Ye¬niçeri ocağının kaldırılması öncesinde, 1826 yılında ülke çapında bir nüfus sayımı ya¬pılmasını istemiş; ancak baş gösteren sa¬vaşlar ve iç karışıklıklar dolayısıyla başarı¬lı sonuçlar alınamamıştır.
1831'den 19l4'e nüfus
Bursa ve çevresinin nüfus durumuyla ilgili en eski kaynak, Bursa muhtesibi (gü¬nümüzdeki belediye başkanı, kent hizmet¬lerini iltizama alan kişi) Hafız Ağa ile orta¬ğı Hüseyin Bey tarafından yaptırılan ve yal-
nızca "vergi yükümlüsü erkek" kişilerin sa¬yıldığı 1831 tarihli tahrirdir (yazım).
Yeterince gerçekçi olduğu konusunda kuşkular bulunan bu sayıma göre, günü¬müzdeki Bursa İli sınırlan içinde kalan böl¬gede yaşayan vergi yükümlüsü erkek sa¬yısı; 37 701'i İslâm, 5 315*1 reâyâ (Rum), 627'si Yahudi ve 2 800'ü Ermeni olmak üze¬re toplam 46 443'tür.
Kaynaklarda yer alan bu ilk nüfus sa¬yımından sonra 1844 ve 1854 yıllarında da sayım girişimlerinde bulunulmuşsa da, ba¬şarılı sonuçlar alınamamıştır.
1870'te çıkarılan İdare-i Umumiye-i Vi¬lâyet nizâmnâmesi ile birtakım yenilikler getirilmiş; nizâmnâmenin 31. maddesine göre, emlâk ve nüfus memurları, "dahil-i vilâyette umum emlâk ve arazinin (...) Ve umum nüfusa ait kuyudan [kayıtların] cem ü tedvininden [toplanması ve derlenmesin¬den] ve nüfus-u umumiyece mevlid [do¬ğumlar] ve vefeyât [ölümler] ve nakliyata dair olan vukuat kuyudunun idaresi'hden sorumlu tutulmuşlardır. Bu nizâmnâmeye göre yapılan ve yine yalnızca vergi yüküm-lüsü erkek kişilerin değerlendirildiği sayım sonuçlan 1287 II. (1870) ve 1292 H. (1875) salnamelerinde yer almaktadır.
Ne var ki bu iki nüfus sayımında ne gi¬bi yöntemlerin uygulandığı belirleneme¬miştir. İlgi çekici olan, 1875 sayımı sonu¬cunun, 1870 sayımı sonucundan düşük çık¬masıdır. Bu nüfus azalmasının nedenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, ilk ve ikinci sayımda uygulanan yöntemlerin fark¬lılığı ve uygun sayım koşullarının sağlana¬mamış bulunması böyle sonuç alınmasın¬da etkin olabilir.
1878'de Sicill-i Nüfus Nizâmnâmesi çı¬karıldı ve vilâyet (il) merkezlerinde birer "nüfus müdürlüğü" kuruldu.
1301 H. (1884) yılında yapılan sayım¬da, Bursa'nın merkezi olduğu Hudavendi-gâr Vilâyeti'nin nüfusu 1 438 286, yüzöl¬çümü de 81 875 kilometrekare olarak be¬lirlenmiştir —o dönemde Balıkesir, Kütah¬ya ve Bilecik sancakları Hudavendigâr Vi-lâyeti'ne bağlıdır-. İlgili tablodan anlaşıla¬cağı üzere, kadın nüfus, erkek nüfustan da¬ha azdır. Sonraki yıllarda yapılan sayımlar¬da da rastlanan bu durum, kadınların sa¬yımında karşılaşılan güçlüklerden kaynak¬lanmış olabilir.
Bu tarihten sonra sayımların düzenli bir biçimde hesaplandığı anlaşılmaktadır. Ör¬neğin Bursa sancağının -yaklaşık günü¬müzdeki Bursa İli, ancak İnegöl ve Yeni¬şehir yok- nüfusu, 1884'te 254 391 ve 1892'de 309 300 olarak saptanmıştır.
BURSA
ANSİKLOPEDİSİ
1892 sayımında biraz daha ileriye gidil¬miş, ilk olarak sancak merkezi Bursa mer¬kez ilçesinin kent ve kır nüfusu ayrı sayıl¬mıştır. Tabloda görüleceği gibi bu sayım¬da kent nüfusu 65 665, kır nüfusu 65 014 olup, kent ve kır nüfusları birbiriyle den¬geli görünmektedir. Oysa sanayileşmenin büyük ivme kazandığı dönemde -örneğin 1997'de-, merkez kent ve bağlı köy nüfus¬ları arasında baş döndürücü bîr uçurum or¬taya çıkmıştır:
Nitekim üç merkez ilçenin (Osmanga-zi, Yıldırım ve Nilüfer ) nüfusu 1 054 769
 
iken, bu üç merkez ilçeye bağlı köy nüfu¬su ise ancak 67 284'tür.
1902'de ise nüfus 356 815 olarak sap¬tanmıştır. 1324 H. tarihli Hudavendigâr Vi¬lâyeti Salnamesi" nde Mali 1321 (1905) tari-hinde tamamlanmış olan nüfus sayımına ait bir çizelge verilmektedir. Bu çizelgede günümüzdeki Bursa tli sınırları içinde bu¬lunan ilçelerin nüfusu ve kilometrekareye düşen kişi sayıları -o zamanlar Bilecik san¬cağına bağlı İnegöl ve Yenişehir de içinde olmak üzere- şöyledir:

İLÇE ADI    NÜFUS    YOĞUNLUK
Bursa    127 653    25.43
Mudanya    24 115    103.72
Gemlik    25 041    40.65
Pazarköy        
(Orhangazi)    33 397    48.57
Kirmastı        
(M. K. Paşa)    56 116    28.58
Mihalıç        
(Karacabey)    35 239    14.85
Atranos        
(Orhaneli)    45 704    9.90
İnegöl    60 383    30.19
Yenişehir    45 306    34.85

 


Bir yıl sonra yayımlanan 1325 H. (1907) tarihli Hudavendigâr Vilâyeti Salname¬si1 nde, vilâyet sınırları içindeki tüm yerle¬şim yerlerinin hane (ev) sayısını gösterir bir çizelge verilmiştir. Bu çizelgeye göre günümüzdeki Bursa lli'ne bağlı ilçe mer¬kezlerindeki hane (ev) sayıları şöyledir:

YERLEŞİM YERİ    HANE S
Bursa    10 468
Beyce (Orhaneli)    215
Çardı (Harmancık)    212
Gemlik    1 077
İnegöl    2 111
İznik    451
Kebir Susığırlık (Gürsu)    371
Keleş    146
Kestel    38
Kirmastı (M.K.Paşa)    3 317
Mihalıç (Karacabey)    2 536
Mudanya    932
Orhan-ı kebir (Büyükorhan)     163
Pazarköy (Orhangazi)    432
Yenişehir    1 008
Osmanlı döneminde son nüfus hesap¬laması 19l4'te yapılmıştır. Bu sayıma göre, Bursa ve Ertuğrul (Bilecik) sancaklarından oluşmakta olan Hudavendigâr Vilâyeti'nde yaklaşık olarak 475 000 Müslüman, 75 000 Rum, 59 000 Ermeni, 5 000 de Yahudi ya-şamaktaydı. 1915'te Ermenilerin ülke ge¬nelinde ayaklanma girişiminde bulunma¬ları üzerine, bu azınlık Bursa bölgesinde de sürgüne gönderilmiş; ancak 30 Ekim 1918'de Mondros ateşkesinin imzalanma¬sından sonra geriye dönmüşlerdir.
Birinci Dünya Savaşı'na girilirken, İs-
tanbul'dan sonraki büyük Osmanlı kentle¬ri nüfuslarına göre şöyle sıralanmaktaydı:
İZMİR      198 000
BURSA       76 000
ADANA    64 000
KAYSERİ    49 000
KONYA    44 000
SİVAS       43 000
ANTEP       43 000
ANKARA    27 000
KÜTAHYA    22 000
SAMSUN    20 000
ESKİŞEHİR       19 000
Yabancı gezginlerin saptamaları Cuinet'ye göre, XLX. yüzyılın sonların¬da Rursa'nın kent nüfusu 76 303 idi. Bu¬nun 58 902'si Müslüman, 8 444'ü Ermeni, 5 158'i Rum, 2 548'i Yajuıdi, 1 251'i de ya¬bancı uyruklulardı.
Cuinet, Müslüman nüfusun çoğunluğu¬nun Türkmenlerden, Selçuklu ve Osman¬lı Türklerinden, küçük bir bölümünün de Yunan kökenli olup fetihten soma Müslü¬manlığı benimseyenlerden oluştuğunu be¬lirtmekteydi. Müslümanlardan sonra en ka¬labalık grup Ortodoks Rumlardı. Bu dö¬nemde Bursa'da yaşamakta olan Ermeni¬ler, Safevîlerin kıyımından kaçarak İran'dan göç etmiş Ermenilerin soyundan gelmek¬te idiler. Bursa ve özellikle Mihalıç'ta (Ka¬racabey) bulunan Bulgarlar, 1878 savaşın¬dan sonra Bulgar Prensliği tarafından sü¬rülen Pomaklardı. Yahudiler ise, daha Ka¬nuni Sultan Süleyman döneminde ispan¬ya'dan sürülen veya Engizisyon'un baskı¬larından kaçarak Osmanlı Devleti'ne sığı¬nan İspanyol Yahudilerinin soyundan gel-
 
mekte idiler.
Cuinet'den bir süre sonra Bursa ile il¬gili anılarını yayımlayan Philipson ve on¬dan aktarmalar yapan Banse'ye göre ise, Bursa'nın nüfusu, üçte ikisi Müslüman ol¬mak üzere 90 000 dolayında idi.
Göçler
Osmanlı Devleti'nin kuruluş ve yükse¬liş dönemlerinde Bursa, ekonomideki hız¬lı gelişmesi ve güven ortamı dolayısıyla, doğu bölgelerinden gelen Türk veya Müs¬lüman ya da başka dinlerden kişilerin gö¬çe ve yerleşmeye özendikleri bir merkez olmuştur. Bu dönemde yabancı tüccar ve işadamları da Bursa'da yerleşerek iş kur¬muş, giderek İevanten" aileler oluşturmuş¬lardır. Devlet kimi zaman da, Yunanistan ve Balkanlar'da sorun yaratan gmpları Ana¬dolu'da 
ve o arada Bursa çevresinde iskâ¬na zorlamıştır.
Öte yandan, Osmanlı Devleti'nin geri¬leme ve çöküş sürecinde de Bursa göç alan merkez özelliğini korumuştur. Devletin Av-rupa ve Kafkasya'daki topraklarını her yi¬tirişinde, o topraklarda yaşamakta olan Türk ve ayrı kökenden olmakla birlikte Müslüman yurttaşlardan önemli bölümü Bursa bölgesine göçerek yerleşmişlerdir. Devlet de, göç edenleri Bursa çevresinde yerleşmeye özendirmiştir.
Osmanlı'nın imzalamak zorunda kal¬dığı Karlofça (1699), Pasarofça (1718) ve Küçükkaynarca (1774) barış antlaşmaların¬dan soma, Kırım, Kuzey Kafkasya, Azer¬baycan ve Avrupa topraklarından geriye göç olayları başlamıştır.
Bunu 1829'da Yunanistan'ın bağımsız¬lığını kazanmasının ardından Yunanis-tandan; 1853-1856'daki Kırım savaşını iz¬leyen dönemde Kırım'dan göçe zorlanan Türklerle, Çerkesler ve Nogaylar izlediler.
1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşından sonra Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan; 1912'deki Balkan bozgununun ardından da Bulgaristan ve Yunanistan'la Yugoslav¬ya'dan toplu halde göçler oldu. Bu göç¬menlerin önemlice bir bölümü Bursa çev¬resinde yerleştirildi.
Kafkasya kökenli Çerkezler Karacabey - Mustafakemalpaşa - Bandırma yöresin¬de, Gürcü kökenliler ve Artvinli göçmen¬ler il çapında yüksek kesimlerde ve Bursa merkezinde, Balkan göçmenleri de ova köylerinde ve kent/kasaba merkezlerinde yerleştirilerek yeni köyler ve mahalleler oluşaırdular.
Böylece Bursa ve çevresi, Osmanlı Dev-leti'nin gerileme ve çöküş sürecinde, yiti¬rilen topraklardan göç etmek zorunda ka¬lan Müslüman Osmanlı yurttaşlarının yeni vatanı oldu.
Dr. Nesim Şeker Bursa Defterinin Mart 1999 tarihli 1. sayısında yer alan "Türk-Yu¬nan Nüfus Mübadelesi ve Bir Kent: Bursa" başlıklı yazısında, Osmanlı dönemindeki dış göç konusunda şu genel bilgiyi ver¬mektedir:
''Bursa sancağı, özellikle '93 Harbinden [1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı] sonra Bal¬kanlar'dan ve Kafkaslar'dan yoğun bir göç akınına manız kalmıştır. Söz konusu harp¬ten hemen sonra hazırlanmış 1303 (1887) tarihli salnameden Bursa'ya yaklaşık 64,000 kişinin geldiğini öğreniyonız. Bunların ço¬ğu Rumeli'den, Batum'dan vb. yerlerden gelmişlerdir. Bunlar için yeni yerleşim bi-rimleri; köyler ve mahalleler kurulmuştu . 1903-1904 yılı içinde Kırım, Kafkasya ve Balkanlardan gelen göçmenlerin önemli bir kısmı Hudavendigâr Vilâyeti sınırları içinde teşkil edilen köylere yerleştirilmiş¬tir. Bursa özelinde, bu sürecin son halka-
 
sı mübadele olmuştur."
Kemal Ari'nin Büyük Mübadele (Tür¬kiye'ye Zonmlu Göç [1923-19251) adlı ya¬pıtında da, resmi verilere göre Bursa İli'ne 32 075 mübadele göçmeni geldiğini belirt¬mektedir. Ancak gelenlerin bu sayının çok üstünde olduğu, ayrıca ülke içinde yer de¬ğiştirmeler dolayısıyla Bursa'nın resmi ve¬rilerde belirtilenden daha fazla mübadele göçmeni çektiği bir gerçektir.
Cumhuriyet döneminde Bursa ve çev¬resine gelen göçlerin dökümü, 1994 yılın¬da Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Bur¬sa 11 Örgütü'nün İç ve Dış Göçler Komis-yonu'nea hazırlanan "GöçmenRaporunda şöyle verilmektedir:

1923-1939 arası    60.000
1939-1951 arası    70.000
1968-1992 arası    120.000
Nüfusun demografik özellikleri
Osmanlı dönemi boyunca, zaman za¬man oranlarda değişmeler olmakla birlik¬te Bursa'nın merkez olduğu ve sonradan Hudavendigâr Vilayeti merkez sancağı ola¬cak olan bölgede türdeş bir toplumsal ya¬pı bulunmaktaydı. Çoğunluğun Müslüman-Türk olmasına karşılık, önemli oranda Or-todoks-Rum, Gregoryen veya Katolik Er¬meni ve Yahudi azınlıklar da vardı. Bu grupların miktarları, ekli nüfus çizelgele¬rinde gösterilmiştir.
Rumlar, genellikle Bursa merkezinde Hisar, Balıkpazarı, Demirkapı, Ulucami çev¬resi, Maksem, Azepbey, Kuruçeşme, Kaya-başı, Yahşibey vb. semtlerinde; ayrıca Gem¬lik, Mudanya, Mihalıç (Karacabey), Kumaş¬tı (Mustafakemalpaşa) vb. yerlerde yoğun bulunmaktaydılar.
Ermeniler, Pazarköy (Orhangazi) do¬laylarında Cedid (Yeniköy), Gürle-gayri-müslim, Sölöz-gayrimüslim, İnegöl'e bağlı Cenah, Cedid (Yenice) vb. yerlerde yoğun¬laşmışlardı.
Yahudilerin ise, Roma'nın eline geçtiği tarihten beri Prusa'da yaşamakta oldukla¬rı, ancak 1492'de İspanya'dan sürülenler¬den bir bölümünün de Bursa'da yerleşti¬rildikleri bilinmektedir (Bak. YAHUDİLER).
1324 H. (1906) tarihli Hudavendigâr Vi¬lâyeti Salnamesinde, XX yüzyıl başların¬da bölgedeki nüfusun etnografik yapısı "Vi-lâyetin Nüfus ve Ahvâl-i Etnografyası" baş¬lığı altında şöyle verilmekte idi (sadeleşti-rerek ve özetleyerek):
"Soyu sopu temiz Osmanlı ümmetinin asıl öğesi olan Türkler, öteki Türk kabile¬leri gibi asıl olarak Moğol ırkına bağlı ise¬ler de, beyaz ırktan kavimlerle karışarak ve yerleştikleri iklimin etkileriyle ^izlerin¬deki Moğol ırkına ait belirtiler tümüyle yok olarak, beyaz ırk kavimleri arasına katıl¬mışlardır.
Türk dilinin aslı Moğol ırkına mahsus Turan dillerinden sayıldığından, etnograf¬ya bilginleri Osmanlıları dilleri bakımından Turan kavimlerinden, yüzleri bakımından da Karkas ırklarından sayıyorlar. Gerçi Türk dili asıl yapısı bakımından Turan dil-lerinden ise de, on yüzyıla yakın bir süre¬den beri, değişik ırkların ve kavimlerin or¬taklaşa oturdukları yerlerde bulunmaları nedeniyle, o kavimlerle karışmaların sonu¬cu olarak kendi uygarlıkları ve özellikle¬riyle değiş-tokuş ettikleri sözcükler, deyim¬ler, düşünce ve duygularla, Türkçenin "Os¬manlı" adıyla anılan bölümünü, beyaz ırk kavimlerinin en mükemmel dilleri derece¬sin e yükseltin işlerdir.
Türklerin küçük bir kısmı vilâyette he¬nüz göçebe halinde olup, mevsimlerine gö¬re kimi zaman güneş ışınlarının ulaşama¬dığı ormanlarla örtülü serin yaylalarda, ki¬mi zaman da soğuk rüzgârlardan korun¬muş ovalarda çadır kurarak ve sanki mev¬simin şiddetine karşı baharı araştıran bir tavır içinde günlerini geçirirler. Bu aşiret¬lerin en tanınmışı, Eıtuğnıl sancağında "tahtacı" olarak yaşayan Karakeçili aşiretidir. Söz konusu aşiretler, temiz Türk kavminin üstün nitelik ve özelliklerini taşımakla bir¬likte, ilkel saflıklarını ve eski gelenekleri¬ni korumuşlardır.
Vilâyette oturan Hıristiyanların sayısı genel nüfusa oranla yedide bir dolayında olup, bunlar da Rum-Ortodoks, Ermeni-Gregoıyen/Katolik/Protestan, bazı Bulgar soyamdan olanlarla az sayıdaki yabancılar¬dır.
Rumlar vilâyetin hemen her yerinde oturmakta iseler de, çoğunlukla Bursa ve Karesi [Balıkesir] sancaklarmdadırlar. Bun¬ların, öteki padişah vilâyetlerinde bulunan Rumlardan hiçbir farkları olmayıp, aynı dil aksanı ile konuşmakta, aynı gelenekleri ve 
ahlâkı sürdüımekte iseler de, bir bölümü Rumcayı bilmediklerinden Türkçe konuş¬maktadırlar.
Ermeniler de gerek Gregoıyen, gerek Katolik, gerek Protestan olsunlar, ülkede-ki öteki soydaşlarından etnografik açıdan hiçbir fark göstermezler. Ancak bunlar ara¬sında da Türkçe konuşanların sayısı çok¬tur. Ermeniler çoğunlukla Bursa, Pazarköy [Orhangazi] 'e Gemlik kazalarıyla, öteki ipekçilik ve ticaret merkezleri olan kasa¬balarda oturmaktadırlar.
Vilâyetteki Bulgarların sayıları pek az olup bunlar da Bursa ve Karesi sancakla¬rında bulunmakta ve çoğunlukla tarım ve arabacılıkla meşgul olmaktadırlar. Bulgar¬lar da, öteki soydaşları gibi Tatar akından¬dırlar.
Vilâyet sınırları içindeki yabancılara gelince. Bunların da sayıları pek az olup, çeşitli devletlerin uyruklarıdırlar. Çoğun¬luğu ipekçilik ve ticaretle meşguldür. Bir bölümü de Katolik ve Protestan misyoner¬lerdir.
Sami ırkından sayılan Museviler, padi¬şahın öteki mülklerindeki dindaşları gibi, Beşinci Katolik Ferdinand zamanında İs-panya'dan kovulan (...) ve Osmanlı Dev¬leti'ne sığman Yahudioğullarındandır. Bur-sa'da oturan bölümü çok kanaatkar ve ça¬lışkan olup sen'et ilminin yalnız alışverişe dönük bölümleriyle, yani sarraflık, ticaret ve dellallık gibi sanayi ile uğraşırlar.
Yukarıda türleri kısaca belirtilen nüfus¬tan başka, vilâyette Kiptiler de vardır. Bun¬ların çoğunluğu göçer olup, önemsiz ba¬zı işlerle uğraşırlar. Halk arasında adlan "Çingene"dir. Bilindiği üzere Kıpti adı yal¬nızca Mısır'ın eski halkına verilen addır. Ülkemizde bu adla anılanlar ise, asıl ola¬rak Hindistan kökenlidirler; bunlar, bu ta¬raflara göç ederlerken, Mısır'dan geçmiş olduklarından, ora halkı oldukları sanılmış ve kendilerine bu nedenle Kıpti adı veril¬miştir."
Bu metin, bir genel değerlendirme ol¬makla birlikte, Osmanlı'nın ülke toprakla¬rında yaşayan halk kesimlerine bakış açı¬sını ortaya koyması bakımından da önem¬lidir.
Salnamede, bu genel değerlendirmenin sonunda, o zamanki Hudavendigâr Vilâye¬ti sınırları içinde bulunan (Bursa, Balıke¬sir, Kütahya, Bilecik sancakları) bölgede yaşayan değişik etnik grupların yüzde ola¬rak oranı şöyle verilmektedir:
Müslümanlar    84.54
Rumlar    9-84
Ermeniler    4.66
Katolikler       0.13
Protestanlar    0.08
Bulgarlar    0.29
Kazaklar    0.09
Museviler       0.25
Kiptiler    0.09
Yabancılar    0.03
1324 H. (1906) tarihli Hudavendigâr Vi-
 
lâyeti Salnâmesfnde, yaklaşık olarak gü¬nümüzdeki Bursa İli sınırları içinde kalan ilçelerin yüzölçümleri ve nüfusları şöyle verilmiştir:
İLÇE ADI    YÜZÖLÇÜMÜ    NÜFUSU
Bursa    2.625 km2    137.653
Atranos
(Orhaneli)    4.615 km2    45.704
Gemlik    625 km2    25.041
İnegöl *    2.000 km2    60.383
Kirmastı
(MKP)    2.000 km2    56.116
Mihalıç
(Karacabey)    2 372 km2    35.239
Mudanya    232 km2    24.115
Pazarköy
(Orhangazi)    687 km2    33-397
Yenişehir *    1.700 km2    45.306
TOPLAM    16.857 km2    462.304
(*) İnegöl ve Yenişehir, o dönemde Er-tuğrul (Bilecik) Sancağı'na bağlıdır.
CUMHURİYET DÖNEMİ
11 genelinde nüfus
Bursa, nüfus varlığı bakımından Türki¬ye'nin önde gelen illeri arasında yer almak¬tadır. Toplam il nüfusu, 1927 yılı içinde ya¬pılan ilk nüfus sayımında Türkiye nüfusu¬nun binde 29.4'ünü (yaklaşık yüzde 3) oluş¬tururken; bu oran 1950'de binde 26'ya, 1960'ta binde 25'e gerilemiştir. 1965 nüfus sayımında Bursa'nın Türkiye nüfusu için¬deki payı binde 27'ye yükselmişse de, 1980'de yeniden gerileyerek binde 25.65'e düşmüş; daha sonra 1990'da binde 28.39'a, 1997'de de binde 31.09'a yükselmiştir.
1997 yılında yapılan "nüfus tespiti"ne göre, Bursa il nüfusu bakımından Türki¬ye'nin beşinci büyük ili, kent nüfusu bakı¬mından da dördüncü büyük kentidir. 2000 yılı sayımında da durum değişmemiştir. 1997 tespitine göre Türkiye'nin nüfusları bakımından en büyük beş ili sıralaması ve bunların nüfusları şöyledir:
İLLER    NÜFUS
istanbul       9.061.096
Ankara    3-627.098